kitap

27 Haziran 2018 Çarşamba

MİM : KİTAPLAR KALBİMDEN VURUR


Uzun bir yolculuk öncesi kısa bir merhaba demek istedim. Öyle yoğun geçti ki bu ay, ne blogla ilgilenebildim, ne sizin yazılarınızı okuyabildim, üreten kadınlar yazı dizimi bile bu ay yetiştiremedim. Bir de üstüne sesim kısıldı, son konser açık havada oldu, fena üşütmüşüm.. 

Valizlerimi hazırladım, yarın Bora'ya doğru yolculuğa çıkıyorum. Uzun bir süre Kanada'da olacağım, 3 hafta kadar da İzlanda'da orkestrada çalışacağım inşallah. Değişik fotoğraflar ve yazılar sizi bekliyor olabilir, bence takipte kalın :) 
İlk defa deniz aşırı ülkeye gidiyorum, haliyle biraz heyecan var uzun yolculukla ile ilgili. İstanbul - Toronto uçağı makul fiyatlarda olsaydı Kedoşumuzu da alacaktım yanıma ama çok pahalı çok. Sanki uçaktan hisse veriyorlar. O yüzden ben de aktarmalı uçuyorum ve Kedoşu İstanbul'da Bora'nın ailesine bırakıyorum. 

Hele bir sağ salim varayım Bora'nın yanına, bütün maceralarımı yazarım zaten.. 

Hazır biraz vaktim varken bir mim vardı sevgili Periodic Library beni uzun zaman önce mimlemişti, o yazıyı yazayım dedim. 

22 Nisan 2018 Pazar

PAZAR 6'LISI - ÇOCUKLARA HEDİYE EDİLEBİLECEK 6 KİTAP

https://www.christineroussey.com/

Mutlu pazarlar.

Sevgili Periodic Library'nin Pazar 6'lısı temasının başlığı çocuklarla ilgili bu pazar.

Çocuk kitaplarımın hepsi İzmir'de, kütüphaneye bakıp karar vermek isterdim ama belki de böylesi daha iyi oldu. Aklımda kalanlar en sevdiklerimdir dedim ve 6 kitap seçtim.

15 Nisan 2018 Pazar

PAZAR 6'LISI - 6 KİTAP 6 ALINTI


Hep aklımda olup katılmak istediğim bir yazı dizisi vardı. Sevgili Periodic Library'nin düzenlediği Pazar 6'lısı teması. Hazır bugün pazar, vaktim var ve bugünün konusu da hoşuma gitmişken neden olmasın. Azıcık evdeki kitapları karıştırdım. İlk aklıma gelen okuduğum 6 kitabı seçtim ve açıp hangi cümleleri çizmişim şöyle bir dönüp baktım. 

İşte seçimlerim;

15 Ekim 2017 Pazar

BİR YAZAR - AYFER TUNÇ



Kelimelerin tek başına ne anlama geldiklerini bilirsin ama o şekilde yan yana getirip de böyle cümleler kurmak aklına gelmez, aklına gelip yazan da sihirbazdır bana göre.. Kelime sihirbazı, hikaye anlatıcısı Ayfer Tunç.

Bir röportajında şöyle der ; '' İyi bir öykü garantidir. İyi öykü kumaşı gösterir, bir çeşit numune gibi.''

İyi hikaye anlatıcılarının ruhumu beslemesini seviyorum. Yıllar önce Yusuf Atılgan Aylak Adamı okuduğumda hissettiğim bir duygu vardı, nasıl desem hani bir koku vardır yıllar sonra o koku burnunuza gelir de bir anda o güne dönersiniz, işte benim için Suzan Defter o anı hatırlatan kokuyuydu. Kitaplara aç olduğum zamanlardı, bir çırpıda okuduğum Aylak Adam damarıma takılmış ruhumu besleyen bir serum gibi gelmişti.
Belki bu iki yazarın birbiri ile uzaktan yakından alakası yok, kitaplardan biri roman diğeri öykü. Neden bilmem hatırlattı işte.

Ah diyorum kendime, ne kadar da geç keşfetmişim ben bu canım yazarı. Güzel edebiyata ne çok susamışım, soluksuz, kana kana içiyorum şimdi kitaplarını, bir yandan da üzülüyorum heyecandan çok mu hızlı okuyorum diye... İlk susuzluğumu attım, tadını çıkarmalıyım artık, çikolatayı ağzında tutarsın da tatlı tatlı erir ya damağında, işte öyle okuyorum şimdi..
Öykülerinden başladım, romanları ile ilerlemek var hayalimde. Suzan Defter, Saklı ilk okuduklarım. Şimdi elimde, her gittiğim yere çantamda taşıdığım Taş-Kağıt-Makas var.

Bazı kitaplar vardır, öyle güzel yazılmıştır ki nasıl bir yer olduğunu hayalinde hemen  canlandırıverirsin.  Bana göre bu öykülerde bir fark vardı, karakterleri somut bir görüntüye çevirmedim, istemedim de, yer hiç önemli değildi, duygular o kadar gerçekti ki her öykünün kahramanı bendim sanki. Cümleler benim vücudumda can bulabilirdi...



Peki kısaca ne anlatır bu kitap; Suzan Defter, Taş-Kağıt-Makas kitabında yer alan bir öykü aslında ama özgürlüğünü elde etmiş ve ayrı olarak basılmış. İki farklı defter okuyoruz, aynı günü anlatan bir kadın ve bir erkek ve bir de kitabın gizli öznesi Suzan...

Kitapta altı çizilen her cümle mahremidir insanın ama birkaç cümleyi paylaşmak isterim yine de..

Suzan Defter'den;


''Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar. ''

''Büyük ağabeyim yanılıyor, deli değilim, bilerek içe döndüm, eve, ev rahimdir. ''

''Mutsuzluğumuzun önemli bir nedeni şu floresan lambalar, dedi, beyaz ışık yasaklansa milletçe depresyonu yeneceğiz. ''

"Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. EV dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır. "

"O akşam ben çok kırıldım Cihan.Ayağım aşkın eşiğinde kaldı."

Saklı yazarın ilk kitabı, bu kitap ile yazar 1989 Yunus Nadi öykü birincilik ödülünü almıştır.

Daha ilk satırları ile etkileyen öykü şöyle başlar;

"Ah süslü yenge ah!... Zembili göçmenin ikinci karısı... Bir fesleğen gibi arsız, hor görülen, fesleğen gibi ezilmedikçe kokusunu salmayan, onsuz olunmayan."

"Onlar iki saksı çiçektiler. Doğdukları pencerenin önünden alınmış, kırgın, yabancı."

Bu da buraya not olsun bu ay Ayfer Tunç'u tanıdığım ay...






16 Ağustos 2017 Çarşamba

GÜNÜN EN SEVDİĞİM SAATİ VE BİRAZ MEKTUP



Günün en sevdiğim saati sabah uyandığım vakit.. Eve giren ışık muhteşem, fotoğraf mı çekeyim, biraz blogla mı ilgileneyim, biraz okuyayım mı yoksa akşamdan kalan el işimi mi bitireyim bilemiyorum.. Öyle bir enerji düşünün hepsini aynı anda yapmak istiyorum. Hatta günün o vakti çabucacık geçince üzülüyorum tüh yine yetişmedi diye... Böyle bir hal işte.

Nedendir bilmem bugün mektuplarla uyandım. Kitaplığı düzenledim, biraz Nazım'ın Piraye'ye yazdığı mektupları karıştırdım, oradan da devamı geldi.

Mektup okumayı seviyorum, hele ki sevdiğim yazarların mektupları kitaplaştırılmışsa kaçırmam döne döne okurum. Çünkü gerçektir, hayatlarına dair en büyük ipuçlarını verir. Neyi severler, neyi sevmezler bilirsiniz. Sanki evlerinde dolaba sakladıkları mektupları bulmuş gibi sevinirim. Bir çırpıda da biterler... Size de olur mu bilmem, bazen bir cümleyi okurken gözüm aşağıdaki cümleye kayar merakla acaba ne var diye. İşte öyle bi heyecan benimkisi mektuplara karşı...

4 tane sevdiğim kitabım var. Bugün hepsi aklıma geldi birden, hangi cümlenin altını çizmişim diye hızla karıştırdım sayfaları, kimi sayfada takılı kaldım, tekrar okudum.

Dedim ya güne Nazım Hikmet'le başladım. Nazım, bu mektupları 1954-1957 yılları arasında Piraye'ye yazmış. Nazım işte... Öyle güzel yazıyor ki.
Altını çizmişim bir zamanlar döndüm yine okudum.

" Piraye!
  Gözlerim dolu dolu yazıyorum. Ağlamamak bazen ne güç şeymiş.
  ....
  ... 
  Hayat çetin şey cicim! Hislerini kaybetmeden onu balta gibi yaranlara ne mutlu. "

Sonra lisede hayranlıkla okuduğum hatta okumak değil kitaplarını resmen yalayıp yuttuğum Tezer Özlü. Şimdi okuduğumda biraz içim kararıyor da ayrı severim Tezer Özlü'yü. Sıradaki kitap Leyla Erbil'den Tezer Özlü'ye mektuplar. Leyla Erbil 1994 yılında kitabın önsözünde şöyle bahsediyor. Bu iki arkadaşın birbirlerine iki sözü varmış. İlki evlilik kurumunu ve kocalarını anlatan bir roman yazmak. Leyla Erbil sözünü tutmuş, Mektup Aşkları'nı yazmış. Ama ne yazık ki Tezer Özlü kendininkini yazamadan, Leyla Erbil'in kitabını da okuyamadan bu diyardan gitmiş.. İkinci sözleri ise, birbirlerine yazdıkları mektupların yayınlanması. Leyla yine sözünü tutmuş ve mektupları kitaplaştırmış. Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e Mektuplar.
İşte tam benim kafamda canlandırdığım Tezer Özlü'yü, kendi sözcükleri ile okuduğum satırlar...

"Ünlü ve aktüel olmak istemiyorum. Ama gene küçük bir kitap yaparsam, okuyana bir şey versin, içini dalgalandırsın, onu huzursuz etsin istiyorum... " 

Hazır Leyla Erbil'den bahsetmişken. Leyla Erbil'e Ahmet Arif tarafından yazılmış mektuplar var. Leylim Leylim kitabın adı. Nasıl bir sevdadır bu, kendine hayran bıraktıran.
Şöyle demiş bir mektubunda Ahmed Arif;

" Canım benim,
  bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep. " 

Ve geldik son kitaba. Aslında mektup sevdam bu kitapla başladı. Cemal Süreya - On Üç Günün Mektupları, 1972 yılında hastanede yatan eşi Zuhal Tekkanat'a yazdığı mektuplar. Alıntı için koca kitabı yazmam gerek buraya, öyle bir kitap ki her satırın altı çizilesi.
Baksanıza ne güzel demiş ;

" düşler, anıların kız çocuklarıdır."

Farkettim de ne uzun yazı oldu, alışık değilim bu kadar yazmaya ama su gibi aktı yazarken. Bu da buraya böyle bir not olsun.

Siz de sever misiniz mektupları ? Belki sizden de bir öneri gelir ?
Sağlıcakla kalın..



© Ezgi. Made with love by The Dutch Lady Designs.