Crois celui qui peut croire
Moi, j'ai besoin d'espoir
Sinon je ne suis rien
Menu
"Teşekkürler hayat"
"Bağçaların sarı gül,
Yarı gonça, yarı gül,
Geç açıldın, tez soldun,
Olmayaydın bari, gül."
"Yolun yönünü,
yolun belirlediği biçimde yürüyen kişi,
kendi yerine ulaşamaz hiçbirzaman:
Önemli olan, yolu yürürken,
kendi belirlediği yönde yürümesidir
- ki kişi kendi yöneldiği yere varabilsin...
Yolu ancak kendi yönünde yürüyebilen kişidir,
kendi yöneldiği yere ulaşabilen." *
Ve başka bir satırda şöyle bahseder Oruç Aruoba;
"Yolda yürüyenin yüzü,
yönüne çevrilidir
- yöneldiği yer,
yüzünden okunur."**
İlk açan çiçeği çabuk solmuştu Japon Latife'nin, biliyorum yol yorgunuydu ama yine de üzülmüştüm az yaşadı diye. Eve geldim bir de ne göreyim, benimki yeni bir çiçek açmış. Hem de bu sefer kırmızı değil, kremli, pembeli.
"Doğanın ilaçları güçlü ve yalındır. Karpuzun yeşil kabuğu üzerindeki uğurböceği, kayan bir yıldız, hatta sokaktaki kırık bir cam parçasında yansıyan gökkuşağı, doğru ilaç olabilir..."
Kahveye, çaya iştahım yok bu aralar, ama aynı kökte başka renklerde açıyor ya çiçekler, yeni çıkan yeşil yapraklar güneşte taptaze parlıyorlar ya, işte ben herkesten, her şeyden bağımsız umut doluyorum. Yoğun bulutlar güneşi kapatıp karartsa da ortalığı, biliyorum; ardından yağan yağmur sayesinde besleniyor bu toprak. Ne yapalım, bu bahar da çok yağmurlu geçiyor, yapacak bir şey yok...
6 şubat Pazartesi sabahı annemi yolcu edeceğim için çok erken uyandım, tüm yurdu saran kar yağışından dolayı uçuşlar iptal mi diye haberleri kontrol etmek için telefona baktığımda deprem haberini gördüm. Şiddetini, yıkılan binaları görünce yaşadığım üzüntü, şok, korku kat kat artarak devam ediyor. Neden diyorum, deprem en beklemediğimiz anda, en savunmasız olduğumuz sıcak yatağımızda yakalıyor.
Eve sığamıyorum, yatağıma gitmeye, rahat uykuya, susadığımda su içebildiğime, acıkınca dilediğime ulaşabilme imkanıma utanıyorum, kısacası yaşadığım için suçlu hissediyorum kendimi.. En sevdiğini kaybeden insanları düşünüp bağ kurdukça, babamı daha da özlüyorum... Aynı şekilde o gittiği zaman da bu denli suçlu hissetmiştim kendimi, her şeye rağmen yaşamanın suçluluğu.
Bir gecede yıkılan evler, kaybolan hatıralar, yitip giden insanlar göğsüme oturuyor ve ben görünmez bir enkazın altında gibiyim.