Sanırım yaz aylarından sonra en sevdiğim aylardan biri geldi... Neden Aralık ayını sevdiğimi soracak olusanız, yeni yıl ruhunu seviyorum sanırım. Küçük hediyeler hazırlamayı, evi süslemeyi, bu yıl neler yaptım diye şöyle genel düşünmeyi seviyorum. Şu sıralar ne özlüyorum biliyor musunuz ? Berlin'deki Christmas marketlerini çok özlüyorum. Oradaki yeni yıl ruhu daha bir başka oluyordu, hava buz gibi olmasına rağmen hatta bazen kar yağmasına rağmen o soğukta gezerdik arkadaşlarımla.. 5 yılı geçmiş bile döneli, zaman çok çabuk geçiyor çok!!!
Havalar bu hafta soğuyacak dediler, ama bugün hazır hava daha güzelken sendromsuz bir pazartesi olsun dedik.. Bugün benim boştu, provam yoktu. Bora'da kendine müsade etti. Attık kendimizi sokağa.
Daha önce bahsetmiştim, müze kartı almıştım kendime. Aldığımdan beri de güzel güzel müze gezmeye başladım sanki :) Geçen haftasonlarından birinde atladık arabaya (az değil git-gel 7 saat) günübirlik Hattuşa'ya gittik. Hattuşa, belki bilirsiniz Hititlerin başkenti. Çorum'a çok yakın. Hem müzeyi hem de ören yerini gezdik. Belgesellerde izleye izleye iyice Höyüklerin meraklısı olduk. Çatalhöyük favorimiz ama daha gitmek kısmet olmadı. Morgan Freeman bile belgesel çekti orada.
Oradaki müzeyi gezerken öğrendik ki Türkiye'deki bu höyüklerden çıkarılan herşey Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müze'sinde toplanmış. O zamandan beri aklımızdaydı. İşte o gün bugünmüş. Doya doya gezdik.. En eski kalıntılar M.Ö. 6000 yılından. Sizce de gizemli değil mi? Onların kullandıkları çömlekleri, takıları ya da anlamadığım çivi yazılarını görünce çok etkileniyorum.
Sonra oradan çıktık, biraz Ankara kalesinin oralarda gezdik. Samanpazarı ve Çıkrıkçılar Yokuşu civarını dolandık.. Oralar bana biraz İzmir - Kemeraltı'nı anımsattı. Benim için Kemeraltı'nın yerini hiç bir yer tutamaz ama idare ettik artık :))
Biraz fotoğraf çektim..
Bu arada aklıma gelmişken,
her ülkenin hatta her şehrin nasıl da farklı rengi var. Hiç farkettiniz mi, çektiğiniz fotoğraflara bakarken ya da izlediğiniz filmlerde ? Mesela bugün fotoğraflar eski eski kokuyor sanki..
Ara sokaklardan birinde tatlı mı tatlı bir cafe gördüm.. İçeri davet etti hanımefendi, içerisi tam benlik, herşeyi kurcalayasım geldi.. Ama bir müddet sonra çıkmak zorunda kaldım.. Aşırı naftalin kokusunda boğulabilirdim. İkinci el eşya satılan yerleri çok seviyorum ama bazen kokusu çok ağır gelebiliyor.. Siz de etkileniyor musunuz ? Mesela sahaf gezerken böyle olmuyorum.. O kitap kokusunu saatlerce koklayabilirim..
Neyse oradan çıktıktan sonra, ara sokağın birinde, tasarımcılar gördüm.. Minik dükkanlar yapmışlar kendine.. Bir hanımefendinin dükkanı vardı, dantelli penceresi ve yaptığı kıvırcık balerinler çok hoşuma gitti. Harıl harıl çalışıyordu utandım konuşamadım sadece fotoğraf çektim :)
Güzel bir gündü.. Eve geldiğimizde Kedoş bizi kapıda karşıladı, bir iki mıncırdım yaş mama verdim.. Şimdi evde müzik, ben bloga yazı yazıyorum, Bora makale yazıyor.. Öyle sakin bir akşam...
Haydi kalın sağlıcakla,