17 Eylül 2017 Pazar

BİR NAKIŞ HİKAYESİ / AN EMROIDERY STORY



Yusuf Atılgan, Aylak Adam'da şöyle der; "insanlardaki her duygu bir renktir.. " 

Ondan mıdır bilmem bendeki bu renklere düşkünlük. Göze, en çok da gönlüme hitap ediyor sanki. Bir gün cıvıl cıvıl olsun istiyorum fotoğraflarım, diğer gün sonbaharda dökülen yaprakların rengini yansıtsın diyorum.. Ama ne olursa olsun, içimdeki elime yansıyor sanki.. 




Nakış ile müzik arasında hiç bir fark göremiyorum aslında. İkisinin de amacı ortaya armonik bir şey çıkarmak. Armoni yani uyum, kimi zaman zıt renklerin, kimi zaman aynı rengin farklı tonlarının ya da tamamen uyumsuz renklerin birleşerek bütünü oluşturmasıdır. 




Bence biz insanoğlunun da rengi olmalı.. Ana renkler değil de ara renkler lazım bize uyum için.. Ama sanki herkes kırmızı olmak istiyor bu hayatta. Kimi zaman koyu yeşili desteklemek için açık yeşil olalım, kimi zaman sarı olup, mavi ile birleşip yeşili doğuralım.. Ya da sadece beyaz olalım ki rengi açalım, yumuşatalım... 

Bir hayal ettim de, insanların birbirine olan davranışları, ana renklerin bir biri ile kavgası sonucu ortaya çıkan koyu, bulamaç gibi bir renk sanki.. Hiç denediniz mi bilmem, ben küçükken oyun hamurlarımın hepsini birleştirirdim. Ortaya korkunç bir sonuç çıkardı.. İnsanlar karşısındakini anlamadan, dinlemeden aynı anda konuştuğunda aynen o bulamaç renk gibi oluyor dünya. Ama keşke farkında olsak rengimizin ve hangi rengin ihtiyacı varsa ona koşsak, orada olup bir bütünü oluşturabilsek.. Dünya daha farklı bir yer olurdu sanki...
Neyse karmaşık işler bunlar, ipler öyle bir dolanmış ki çözebilene helal olsun..




Elimdeki gerçek renklerle yolculuğa çıkarız biz de ..
Nakış sürecini fotoğrafladım bu yolculuk için, benim de en sevdiğim kısmı..
Detaylar beni de çek diye bas bas bağırdı :)
Sevgiyle kalın.
Güzel bir pazar günü dilerim...










16 Eylül 2017 Cumartesi

MÜZİKLİ HAFTA SONU KARTI / WEEKEND MELODY CARD


Yansımalar - Akdeniz 

12 Eylül 2017 Salı

NELER YAPIYORUM / HERE & NOW


Bayılıyorum ' Neler yapıyorum ' serisini yazmaya. Potpori gibi :) Ama bu sefer biraz değişti, geliştirildi ve şekillendirildi.. İnternet aleminde ilham almak için dolanırken çok tatlı ve hoş sohbetli bir blogla karşılaştım, Say Little Han. Onun neler yapıyorum serisi Here&Now adı altında, yazısını ayda bir yayınlıyor ve kendi hazırladığı bir listesi var.. Benim hoşuma giden tarafı bunu bir blog turu gibi düzenlemesi. Katılmak isteyen olursa, yazısının linkini onun sayfasında paylaşıyor.. Böylelikle diğerleri ile etkileşim halinde olunabiliyor.. Aslında mim gibi bir şey ama mim'den daha sıcak geldi bana :)

Zaten severek yazdığım bir bölüm neden olmasın dedim ve kolları sıvadım :) 

Ben sevdim..  Siz de denemek ya da nasıl bir şeymiş diye merak  ederseniz  Say Little Han - Here & Now yazısı burada

Hazırsak başlayalım :) 



Seviyorum / Loving; sonbaharın hüznü ile karakter olarak uyuşamasak da, renkleri içimi sıcacık yapıyor. Sonbahar sendromunu atlatmanın yolunu buldum güzel renklere odaklanıyorum, güneş daha da güzel bir ışık saçıyor sanki batarken.. Bir de geçen gün elma ağacının altından topladığım elmalar var, yenilecek gibi değil, olmamışlar ve çok küçükler ama muhteşem gözüküyorlar, topladım eve getirdim bakıp mutlu oluyorum.. 


Yiyorum / Eating; Yemiş yiyorum yani incir, Bora incir o, yemiş değil dese de öyle öğrendim ben :) İzmirliler için bir sözlük olması gerek diyor bana :) Hiç duymadığı kelimeleri söylüyormuşum. Kim bilir nereden bu yemişler, ama bizim oraların tadı yok bunlarda.. Bardacık var bir de, farklı bir model incir, onu bilir misiniz? O da çok leziz ama yemedim bu sene hiç. 

İçiyorum / Drinking; Su içiyorum bol bol.. Akşamları da demliyoruz çayı, yorgunluğu alıyor. Bir de Melisa çayı aldım geçen gün, uyumadan önce güzel oluyor, rahatlatıcı.. 



Hissediyorum / Feeling; sonbahar sendromunu atlattığımı hissediyorum :)

Yapıyorum / Making; geldik en zevkli kısma, yaparken ayrı, fotoğraflarını çekerken ayrı eğleniyorum. İlk defa nakış denedim. Çarpı işini çok yapmıştım da bunu denememiştim. El nakışı ile işlenmiş şeyleri oldum olası sevmişimdir.. Kapalı çarşıdan aldığım dokusu çok güzel bir kumaş vardı onu istediğim ölçüde bir örtü yaptım, desen buldum çizdim ve işledim, işte hepsi bu..  

Sonra çok tatlı bir broş yaptım :) Instagram hesabımda epey önce paylaşmıştım fotoğrafını.. Plastik etamine yaptım işlemeyi sonra tam bitirdiğim yerlerden dikkatlice kestim, arkasına bir broş iğnesi. Buyrun size orjinal el yapımı bir broş.. 

Üç silahşörlerim var bir de :) İster anahtarlık, ister broş hiç farketmez :) Tilki, fare ve tavşan. Tarifi Simply Crochet dergisinden. 





Düşünüyorum / Thinking; Bora'nın yakında doktora tez savunması var inşallah. Bir gelenekmiş savunma sonrasında, ikram ve içecek hazırlanırmış. Neler yapmalı diye düşünüyorum, kalabalık oluyormuş en az 5 çeşit hazırlamak lazım.. Bak bu tarif harika diye önerebileceğiniz bir şey var mı? 


Hayalini kuruyorum / Dreaming; balkonda ya da terasta çiçek suladığımın hayalini kuruyorum. Atmışım bir masa, çayı-kahveyi orada içiyoruz. Bir de fotoğraf makineme çok yakışıklı bir lens almanın hayalini kuruyorum.. 

Ne uzun yazmışım, buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim :) 
Kalın sağlıcakla!



10 Eylül 2017 Pazar

SABUN KOKUSU / MAGICAL SCENT OF SOAP


En çok kitap kokusu severim sonra onu yeni söndürülmüş mum kokusu takip eder. Üçüncü sırada sabun gelir. Ne zaman sabun kokusu duysam aklıma minicikken annemin yaptırdığı pazar banyoları gelir. Küçükken pazar günü demek Adam Olacak Çocuk demekti benim için. Az mı gezdik dünyayı Barış Manço ile... Sonra anneannem gelir aklıma o da mis gibi sabun kokardı..



Zeytinyağlı sabun ayrı güzel, insanın ellerini yumuşacık yapıyor. Hem de milyonlarca katkı maddesi yok... Geçen gün Bora labaratuvardan baz getirdi, zeytinyağlı-lavantalı sabun yaptı.. Hemen aklıma bir türk filmi vardı o geldi, adı dilimin ucunda diyemedim, internetten baktım da "Gülen Gözler"miş. Hani şu meşhur Vecihi vardı..  Onlar da sabun yapıyorlardı da evi köpük basıyordu ya. Neyse ki bizim evde herşey yolunda gitti. Oldu kullandık bile, ay ben blog için fotoğraf bile hazırlarım dedim ama olmadı, kalıptan çıkarırken eciş bücüş oldular.. Görsel değillerdi ama işlevseldiler. 

Neyse bir sabundan nerelere geldik. Bu fotoğrafta gördükleriniz Tirilye'den aldığım güzellikler.. 
Sabun bu kadar mı fotojenik olur.. Burgaz'dan topladığım lavantalar, arkadaşımın annesinin son anda -eve gidince toprağa dik belki tutar diye elime sıkıştırdığı biberiyeler de fotoğraf karesine girmek için pek heveslendiler.. 
İşte ortaya bu görüntüler çıktı.. 


İnşallah biberiye tutar, ne sevinirim.. Tutsun hemen fırında sarımsaklı - taze biberiyeli patates yapacağım :) 

Sevgiyle kalın..









8 Eylül 2017 Cuma

EZGİ'NİN SONBAHARLA SINAVI VE TİRİLYE


Eylül ayı geldi, Ezgi'nin sonbaharla imtihanı başladı.  Ne kadar güzel bir mevsim biliyorum ama genetik bir şey herhalde babamdan bana geçen, bizde sonbahar sendromu var. Gülüyoruz, eğleniyoruz sonra birden içimize bir hüzün oturuyor, yapmış kendine bir köşe, kalkmıyor.

Neden bilmem..  Her şey hüzün yaratır bende bu mevsim. Sonbaharda yağan yağmurun kokusu farklı gelir, hep bir şeyler hatırlatır bana.. Annemle okul başlamadan önce Kemeraltı'na gidip ayakkabı aldığımız günleri, babamla defter-kitaplarımı kaplayıp, daha düzgün olsun diye halının altına koyduğumuz anları, abimi üniversite için otogarda uğurladığımız zamanları, İzmir'e sonbaharda yağan ilk yağmuru, okul başlamadan önce uyuyamadığım geceleri hatırladıkça hüzün daha da yerleşir içimdeki koltuğuna elindeki sıcak çayıyla. Aslında hepsi birbirinden güzel anlar ama düşündükçe içime içime ağlayasım gelir. Belki de çok sevmekten..

Asıl size mini gezi yazısı hazırlamayı planlamıştım. Laf lafı açtı. Canım arkadaşım geldi, Almanya'dan memleketi Bursa'ya. Çok uzun zamandan beri görüşemiyorduk, en son geçen sene bizim düğünde birlikteydik ama iki lafın belini kıramadık o gün. Özleşmişiz, soluksuz konuştuk, güldük ama kahkahalarla. Dua ettik bol bol hava güneşli olsun diye, oldu da... Bir gün bu kadar uzun hissedilemezdi herhalde. Yaptık bir kaçamak, aldık soluğu Tirilye'de.  Beş yıl yetecek kadar fotoğraf çektik, inciri dalından koparıp yedik, çay içtik, tepelere tırmandık, güzel köşe bulduk denizi seyrettik, teyzelerle selamlaştık ne kadar huzurlu kapı önleri var dedik, sonra ablamız geldi (arkadaşımın ablası) fotoğraflarımız şenlendi.. 

Yolunuz Tirilye'ye düşerse, mis gibi zeytinyağlı sabunlardan almayı unutmayın. Her derde deva, aman dikkat fazla koklamak burnu gıdıklıyor!  

Hadi şimdi fotoğraflarla o güne dönelim, birlikte gezelim.. 
Sevgiyle... 





























© Ezgi. Made with love by The Dutch Lady Designs.